En Güçlü Benim!

Güncelleme tarihi: 11 Oca

Düşünün ki arkadaşlarınız arasında en güçlü sizsiniz, en fazla oyuncağa siz sahipsiniz, en hızlı siz koşabiliyorsunuz, gece yatmadan okuyabileceğiniz/dinleyebileceğiniz en fazla kitap sadece sizin kütüphanenizde var ya da en çok Star Wars kahramanı sizin camınızda sıralı... Güçlülük algısı ve arzusu yaş ve cinsiyet ile birlikte belli değişikliklere uğrasa da kim istemez ki kendini çok güçlü hissetmek! Gerçekte o kadar güçlü olmadığını bilse bile. Kır Çiçeği Yayınlarından Yıldırım Türker çevirisi ile 2011 yılında çıkan Mario Ramos’un son kitabı En Güçlü Benim! işte bu baştan çıkarıcı duygularla okuyucusuyla buluşur.


Hikayenin başkahramanı kendisinin çok güçlü olduğuna inanmak isteyen bir kurttur ancak daha çok bir anti-kahraman niteliğindedir. Keskin bakışları, sivri dişleri, öfkesi ve etrafına saçtığı korku ile klasik kahramanlardan ayrılır. Kitabın arka kapak sayfasındaki resim ve onun hemen altında yer alan metin okuyucuda bu algının yaratılmasına adeta yardımcı olur. Hikayenin farklı bölümlerinden alıntılanan resmin metninle birlikte alt alta (ya da üst üste) verilmesi tesadüfi olmaktan çok yazarın okuyucuya oynadığı kurgusal bir oyun gibidir daha çok. Resimde dili dışarda, ellerini çenesinin altında heyecanla kavuşturmuş olan kurt, karşısında duran kırmızılar içindeki küçük kız çocuğuna ağzının suları akarak bakar. Karnı tok kurdun yürüyüşe çıkmaya karar verdiğini okumak, Grimm Kardeşlerin Kırmızı Başlıklı Kız hikayesini anımsatır okuyucuya. Hal böyle olunca da okuyucu hikayeye zihninde hasta anneannesine annesin pişirip sepetlediği yemekleri götüren kırmızı başlıklı kızı midesine indiren bir kurt imgesi ile başlar.


Kendini çok güçlü hissetme arzusu hikaye boyunca kurdun içinde yaşadığı bir çatışma olarak karşımıza çıkar. Ormanda çıktığı yürüyüşün amacı ormandakilerin onun hakkında ne düşündüklerini öğrenmektir. Kabul ve desteği ilk etapta dışardan almayı nasıl bekliyorsak kahramanımız da ancak böylelikle gerçekten güçlü olup olmadığına karar verecektir. Bir nevi kendine yönelik bir keşiftir! Yolculuğu ne yazık ki ormanda karşılaştığı ilk ahali ile büyük bir yanılsamaya dönüşeceğinin sinyallerini verir. Ormanda en güçlü olanın kendisi olduğunu her defasında karşılaştığı kişilere tekrarlatır. Önce minik tavşan, ardından Kırmızı Başlıklı Kız ve sonrasında yedi cüceler korkuyla aynı cevabı verirler: en güçlü olan O’dur.


Güçlü olma isteği obsessif bir şekilde arttıkça daha güvensiz ve kırılgan hissetmez miyiz? Her karşılaşmanın ardından gelen sahnede kurdun kendi iç yorumlamasına şahit olur okuyucu. Farklı güçlülük tanımları duyulur: En güçlü demek en acımasız, en hain, en korkusuz, kötülerin kralı ve korku saçan olmak demektir. Kurt böbürlendikçe böbürlenir, şımardıkça şımarır ama yetmez! Daha fazla hayvandan aynı cevabı almalıdır ki kimsenin kuşku duymadığından emin olsun. Ya kendisi? Ne kadar emindir kendinden? Bu noktaya hikayede hiç yer verilmez. Ya biri en güçlü olmadığını söylerse?


Nitekim küçük “yeşil renkteki kurbağamsı yaratıktan” hiç de beklenmedik bir cevap gelir ve kahramanımızın öfkeden çılgına döner. Ezber bozulur bozulmasına ama kurt bu işin peşini öyle kolay kolay bırakmayacaktır. Bağırıp çağırıp tehditler savursa da bana mısın demez küçük yeşil yaratık. Annesidir en güçlü olan ve ötesi yoktur! Hangimiz için özellikle de hayatın ilk dönemlerinde annemiz en güçlü, en nazik, en korumacı ve en güven veren değildir ki.


Yeşil dostumuzun verdiği cevap kendisi açısından verilebilecek en normal ve doğal cevapken kurt ve okuyucu üzerindeki etkisi oldukça sarsıcıdır. Yazar farklı verilen bir cevapla hikaye boyunca oluşturulmaya çalışılan güçlülük tanımını ve güç algısını bir anda yerle bir eder. Kurdun korktuğu başına gelmiştir ya da belki de zaten arzulanan herşeyin en iyisi, en güzeli, en güçlüsü olma hali o kadar kırılgandır ki bu son kaçınılmazdır. Böyle bakıldığında kurdun ormandaki yolculuğu sırasında karşılaştığı karakterler çok çarpıcıdır.


Türk ya da yabancı istinasız herkesin kendi küçüklüklerinde en az bir kez duydukları ya da çocuklarına okudukları kemikleşmiş çocuk hikayeleri vardır. Bu hikayeler neredeyse her kültürün kendi edebi geleneğinin bir parçası olma yolunda ilerler. Örneğin, Kırmızı Başlıklı Kız, Yedi Cüceler ve Pamuk Prenses ve Üç küçük domuzcuk masalları. Zaman içinde bu geleneksel hikayelerin ırk, cinsiyet ve etnisite üzerinden okumaları yeniden yapılmış ve çeşitli yazarlar tarafından aynı hikayeler yeniden yazılmıştır. Ramos’un hikayesi de bu açıdan bir modernist çabanın devamı ya da gelenekselin farklı bir okuması olarak ele alınabilir.


Hikayede kurdun istediği cevabı veren karakterlerin hepsinin de bu geleneksel çocuk hikayelerindeki anlatımın bir parçası olması ve ezberi gerçek anlamda bozanın yine gelenek dışı, tanıdık olmayan hatta ufak ve tatlı ama tekinsiz bir başka karakter olması rastlantı değildir. O hikayelerle büyüyen büyük bir nesil bu korkuyu ve deneyimi içlerinde barındırır ve tıpkı hikayedeki karakterler gibi otoritenin varlığını ve kodlarını ezberden kabul eder. Ancak kendi öznel deneyiminden yola çıkarak soruyu güvenle ve kendinden emin cevaplayan yeşil dostumuz okuyucuya yeni ve parlak bir dünyanın kapılarını açar. Bu cevap aynı zamanda okuyucu için özdeşlik kuracağı yeni bir başkarakterin doğuşudur da.


Hikayenin sonunda - yaşadığı onca öfke patlamasına rağmen - kurt kendine yakışır güzellikte bir zeka kıvraklığı ile canını kurtarmayı başarır. Başarır başarmasına ama yüzünden de okunacağı gibi büyük de bir hayal kırıklığı yaşar. Son sahne okuyucu için oldukça ilginç bir diyalog sunar. Meydan okuma zamanı artık küçük yeşil dostumuzundur! İçsel gücüyle kurda meydan okuduğu sırada annesinin devasa vücuduyla hemen onun arkasında belirdiğinin farkında değildir. Roller değişmiştir. Önce annesinin en güçlü olduğunu söyler ve “peki sen, sen kimsin?” sorusunu yöneltir kurda. Kurdun cevabı nettir: “Ben küçük nazik bir kurdum.”

33 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör