top of page

Kötü Kalpli Kurt Fabrika Patronu Olursa!

Güncelleme tarihi: 11 Oca 2022

Okuduğum bazı hikayelerden sonra tanıdık tanımadık bütün kurtlar adına içimi bazen büyük bir hüzün kaplar. Ne zamanki çocuk hikayelerine “kötü kalpli…” ile başlayacak bir cümle girecek olsun kurdun talih kapıları sonuna kadar açılır. Ne de olsa kurnazlığın da hainliğin de alasına sahiptir! Ormanda tek başına dolaşan küçük kızları mideye indirmekte ya da ormandaki diğer hayvanları kandırmakta onun üstüne yoktur. Bir anlamda yetişkin yazarın çocuklara dünyadaki kötülükleri anlatmak ve cisimlendirmek için seçtiği günah keçisidir, o! Michael Escoffier’in Yapı Kredi Yayınları'ndan geçen ay çıkan İyi Kalpli Küçük Tavşan hikayesinde rastladığımız benzer bir betimleme ve kişileştirme tam da bahsettiğim sebepten bizi şaşırtmaz. Ancak Escoffier’in hikayesindeki kurt karakterinin bir anlam genişlemesine uğrayarak modern kapitalist sistemin sorunlarını üstlendiği ve dillendirdiği de gözden kaçmaz.

Ormanın kötü kalpli kurdu bir de bakmışsınız ki fabrika sahibi kurnaz bir patron oluvermiş! Ormanda yakaladığı tavşanları yiyerek karnını öğünlük doyurmak yerine onlardan bir ömürlük faydalanmanın yolunu arayıp bulmuş. Nasıl sorusunun cevabını hiç merak etmeyin çünkü çok tanıdık. Her defasında “sırtlayıp fabrikasının yolunu tuttuğu” tavşanları “karın tokluğuna günde üç posta” çalıştırmak, sonra da onların yaptığı tavşan kapanlarını ormandaki diğer kurtlara satarak elbette. Yoksa ormanda aylak aylak dolaşmanın tavşandan başka kime ne faydası olabilir ki? Hele ki çalışmak ve ürettiğini satmak varken. Kurdun haklı bir mantığı vardır: “çalışmayandan ya tavşan ezmesi olur ya da tavşan yahni!” Çağın egemen ekonomik ve toplumsal dünya görüşünün ormandaki doğal düzenin yerini alması kurdumuzun gözünü de fena açmıştır.


Kurdun/kapitalizmin kurnazlığı, üretim süreci boyunca küçük tavşanlar ile kurduğu ilişkide onları köle olarak algılaması ve çalıştırmasıdır. Bu duruma ne yazık ki fabrikada çalışan koca bir tavşan ordusu sessiz ve çaresiz kalır. “Hayat böyle, başka çare yok” diyerek mekanizmanın işleyişini sadece emekleriyle değil umutsuzlukları ile de beslerler. Ta ki iyi kalpli küçük tavşanımız kötü kapli büyük kurda direnmeye ve bu duruma son verecek bir plan yapana kadar. Belki de her birimiz kendi bireysel ve toplumsal hayatlarımızda birer iyi kalpli küçük taşan olmalıyız. Ne de olsa Avrupa ülkeleri içinde Türkiye’deki çalışma koşulları çok da parlak değildir. Ahmet İnsel, 08.05.2011 tarihinde Radikal İki’de yayımlanan “Türk çalış, çalış, çalış” isimli yazısında bu dikkat çekici konuyu ayrıntılarıyla ele almıştı. “Avrupa’da çalışan başına en düşük ortalama hastalık iznine” sahip Türkiye yine “Avrupa ülkeleriyle kıyaslandığında en uzun ortalama haftalık çalışma süresinin geçerli olduğu” ülkeydi. Hikayede tavşanların kurda karşı haklarını aradıkları kısma geldiğimde ise 18 gündür süren gezi parkı direnişini hatırladım, mutlu bir okuma anıydı.


Yazar, okuyucuya başarıya ulaşmış bir direniş planı sunarken hikayenin sonu birkaç açıdan da düşündürücüdür. Belli bir direniş ile başlayan her türlü harekette rastlayabileceğimiz türden bir sorunun burada da belirmesi ihtimali söz konusudur. Var olan ve eleştirilen düzende radikal bir değişiklik olmaksızın sadece araçların el değiştirmesi, aktörlerin çeşitlenmesi ancak kurulan mekanik ilişkilerin kökten değişmemesi sorunu ile yine karşı karşıyayız. Satılacak tavşan kapanları kurt kapanlarına dönüşür, tavşanlar fabrikada kendi kendilerinin patronu olurlar ancak alım-satım/üretici-tüketici ilişkileri görünen o ki olduğu gibi kalır. Bir gün bu tavşanlar da sistemin çarklarında öğütülürlerse neler olur kim bilir.


* Bu yazı, Radikal Kitap'ta Haziran 2013 tarihinde yayınlanmıştır.

30 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör
bottom of page